14 Mart 2014 Cuma

CENNET ÜLKE

CENNET ÜLKE

Yazan: Melek Sevil İRENGÜ
Resimleyen: Prof. Dr. Nazan ERKMEN

Evvel zaman içinde; Cennet Ülke; Her yeri ağaçlarla çiçeklerle dolu bahçe ve ormanların yer aldığı, herkesin huzurla yaşadığı, üzerinde pamuk gibi bulutların dolaştığı güzel bir ülke imiş.

Bu ülke, öyle bir ülke ki, her şey bol, her köşesi yemyeşil mis gibi kokan doğası, bağrında binlerce çeşit canlısı, göğe yükselen ormanları varmış.

Herkesin neşeyle yaşadığı bu yerde… Rengarenk kelebekler uçuşurmuş ortalıkta, kuşlar kanat çırpışır şakırmış, huzurla.
Kınalı kuzular meleşirmiş kırlarda.

Rüzgar sa hoş bir seda bırakırmış, ılık ılık esermiş yeşil çayırlarda. Çobanın kavalından ezgiler yayılır etrafa,
sarman, kara, tekir kedi mırıldanır, keyifliymiş karabaş yavrularıyla.

Tüm çocuklar, büyükler mutlulukla yaşarmış!
Günler geçip gider, Hayat da sürüp gidermiş hızla.
İnsanlar Dünya yaşamı telaşında…

Yiyor, içiyor, döküp saçıyorlar, bilinçsizce yaşayıp gidiyorlarmış. Cahil birileriyse ormanları kesip biçiyor, yakıyor, süratle de delicesine tüketiyorlarmış...

Fakat bu hayatın sürüşü içinde sessizce büyümekte olduğunu fark edemedikleri bir canavar çıkmış ortaya eğitimsizlik, bilgisizlikle, ruhunu, verimli topraklarla da karnını
çılgınca doyuruyormuş…

Bu varlık görülmez değilse de! Göremiyorlarmış birileri
nedense!..Her gün yeni yeni bebekler doğuyor,
ülke nüfusu da gittikçe artıyormuş.
Erozyonla toprak azalıyor bir yandan tarla ve yeşil alanları daralıyormuş… Canavar ise büyüyor da büyüyormuş!
Canavar mutlu, halinden memnun...

Çünkü ülke halkı fark edemiyor onu işin boyutunu ve yitiriyor işini, aşını. Her gün gelişmiş teknolojik yaşamları. Fabrika, makineler girmiş hayatlarına en kötüsü doğa kirlenmiş kirlenmiş...

Bidonlardan, sokaklara, sulara taşmış çöpler… Ülkeden gökyüzüne zararlı gazlar, tozlar, kara dumanlar yükselmiş. Yağmur damlacıkları kirlenmiş, kara kara yağmış dünyalarına.

Halı gibi serili geniş yeşil örtü dönüştürülmüş betona,
yapılaşma tercih edilmiş tarlalar yok edilmiş! acımasızca…
Tabiat başlamış sararmaya, solmaya.

Mevsimler kaymış şaşırmış yerlerini, baharken düşmüş kiraza kar taneleri. Sabah kar var, giyiyorsun çizmeni, sonra terleyip çıkartıyorsun ceketini.

Denizlerde yüzülemez olmuş. Balıklar yaşayamamış tükenmiş kirlenmiş denizlerde yaşayan canlılar! Kökleriyle sarılıp toprağı kucaklayan ağaçlar da kesilince birer birer gelip de birçok canlar alır olmuş seller.

Biraz düşünelim şimdi… Peki bu tablo kader mi?
Erozyonu ve selleri ormanlar engeller! Oysa ormanlar; diplerindeki gölcüklerde topraktan çektikleri suları saklar, hem de mevsimleri dengelerler.

Olmaz ise eğer ormanlar, ağaçlar, gider faydalı üst topraklar ve sular. Toprak gücü yetmez ürün vermeye, tohumu bağrında iyice beslemeye.

Toprak özünü mineralini yitirir, renk renk çıplak kayalar, çölleşmiş çıplak tepeler kaplar her yerleri

Tekrar soruyoruz! Bu tablolar kader mi? yoksa bir ihmalin bedeli mi? Toprak erozyonu, bitki örtüsünün olmaması veya tahrip edilmesi nedeniyle yağmur, su ve rüzgar etkisiyle toprağın aşınması, taşınması ve başka bir yerde birikmesi olayıdır.

“Her yıl 1 milyar 400 milyon ton civarında, başka bir deyişle 70 milyon adet 20 tonluk kamyonu dolduracak veya Edirne - Kars karayolu boyunca 1656 km, 40 m genişlikte ve 10 m yükseklikte bir duvar olabilecek miktardaki VERİMLİ TOPRAĞIN kaybına yol açar.”denmekte.

Türkiye nin % 90 nının maruz kaldığı "Toprak Erozyonu“
sadece ekolojik bir olay değildir...
S o r u yo r u z! PEKİ, BU TABLO BİR KADER Mİ?..
YOKSA, BİR SORUMSUZLUĞUN BEDELİ Mİ?..

Ve günlerden bir günde, ülkenin bir köşesinde; duyarlılığı, duygusallığı, sevgileri dünyalar kadar;
TOPRAK VE YAPRAK DEDELER uyuyamaz olmuş geceleri! Kim sorsa hallerini, diyemiyorlarmış iyi, çünkü söyledikleri dilediği gibi ulaşamıyormuş göze, kulağa, dile her nedense…

Bir gün otururken bahçelerinde dedeler, görür çocukları, gençleri onlara doğru gelirken, başlarında taçları renkli çiçeklerden, yapraklardan ve yeşil giysileriyle kucaklarında tohumlar ve ellerinde dikilecek fidanlar ile...

Dedelerin mutluluk gözyaşları bereketlendirir, ülkenin can topraklarını… Dağıtırlar cennet bahçelerinde yüreklerinden çıkan sevgi demetlerini.

Çağıl çağıl akarlar her birinin kalbine, beynine ülke çocukları olur gönül gönüle, yürek yüreğe. Sevgiyle bilgiyle birleşirler! umut verirler toprak ve yaprak dedelere.

Pırıl pırıl gençler güzel şeyler üretirler; ilgi bilgi tepki ve eylem elbirliğiyle ve canavar boğulur gider sevgi selinde.
Ülke olur cennetten bir bahçe.

Doğaüstü olsa da bu canavar, kovalar onu bilinçli kafalar.
Akla sığmaz kutuya girmez, pes eder bu garip canavar...

Yürekleri vatan toprak sevgisiyle dop dolu genç ülke çocukları,
bir çakıl taşını dahi, azgın sele asla ve asla vermemeye kararlı.

Ve gökten düşer üç elma, 1.elma bu masalı dinleyene,
2.elma bu masaldan pay alana.3.elma ise TEMA gönüllülerine!

Bir çekirdek olmak ne güzel.. Bir fidan olmak, sonra ağaç!
Ne güzel meyveye durmak, bir iken bin olmak..

Kocaman yüreklerle doğayı sevmek, sahiplenmek!
Minicik ellerle dünyayı yeşile boyamak ne güzel!..

Gönüllü Çalışmak; Akıl, İlgi, Bilgi, Hoşgörü İle
Ekonomisi Güçlü, Toprağının Bereketiyle
İnsanları Mutlu Yarınlar, Amaç ve Hedefimizle
Suya, Toprağına Sahip Çık. Çöl Olmasın Türkiye

MELEK SEVİL İRENGÜ
1995 OCAK İSTANBUL

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder