CENNET ÜLKE
Yazan: Melek Sevil İRENGÜ
Resimleyen: Prof. Dr. Nazan ERKMEN
Evvel zaman içinde; Cennet Ülke; Her yeri ağaçlarla çiçeklerle dolu
bahçe ve ormanların yer aldığı, herkesin huzurla yaşadığı, üzerinde
pamuk gibi bulutların dolaştığı güzel bir ülke imiş.
Bu ülke,
öyle bir ülke ki, her şey bol, her köşesi yemyeşil mis gibi kokan
doğası, bağrında binlerce çeşit canlısı, göğe yükselen ormanları varmış.
Herkesin neşeyle yaşadığı bu yerde… Rengarenk kelebekler uçuşurmuş ortalıkta, kuşlar kanat çırpışır şakırmış, huzurla.
Kınalı kuzular meleşirmiş kırlarda.
Rüzgar sa hoş bir seda bırakırmış, ılık ılık esermiş yeşil çayırlarda. Çobanın kavalından ezgiler yayılır etrafa,
sarman, kara, tekir kedi mırıldanır, keyifliymiş karabaş yavrularıyla.
Tüm çocuklar, büyükler mutlulukla yaşarmış!
Günler geçip gider, Hayat da sürüp gidermiş hızla.
İnsanlar Dünya yaşamı telaşında…
Yiyor, içiyor, döküp saçıyorlar, bilinçsizce yaşayıp gidiyorlarmış.
Cahil birileriyse ormanları kesip biçiyor, yakıyor, süratle de
delicesine tüketiyorlarmış...
Fakat bu hayatın sürüşü içinde
sessizce büyümekte olduğunu fark edemedikleri bir canavar çıkmış ortaya
eğitimsizlik, bilgisizlikle, ruhunu, verimli topraklarla da karnını
çılgınca doyuruyormuş…
Bu varlık görülmez değilse de! Göremiyorlarmış birileri
nedense!..Her gün yeni yeni bebekler doğuyor,
ülke nüfusu da gittikçe artıyormuş.
Erozyonla toprak azalıyor bir yandan tarla ve yeşil alanları daralıyormuş… Canavar ise büyüyor da büyüyormuş!
Canavar mutlu, halinden memnun...
Çünkü ülke halkı fark edemiyor onu işin boyutunu ve yitiriyor işini,
aşını. Her gün gelişmiş teknolojik yaşamları. Fabrika, makineler girmiş
hayatlarına en kötüsü doğa kirlenmiş kirlenmiş...
Bidonlardan,
sokaklara, sulara taşmış çöpler… Ülkeden gökyüzüne zararlı gazlar,
tozlar, kara dumanlar yükselmiş. Yağmur damlacıkları kirlenmiş, kara
kara yağmış dünyalarına.
Halı gibi serili geniş yeşil örtü dönüştürülmüş betona,
yapılaşma tercih edilmiş tarlalar yok edilmiş! acımasızca…
Tabiat başlamış sararmaya, solmaya.
Mevsimler kaymış şaşırmış yerlerini, baharken düşmüş kiraza kar
taneleri. Sabah kar var, giyiyorsun çizmeni, sonra terleyip
çıkartıyorsun ceketini.
Denizlerde yüzülemez olmuş. Balıklar
yaşayamamış tükenmiş kirlenmiş denizlerde yaşayan canlılar! Kökleriyle
sarılıp toprağı kucaklayan ağaçlar da kesilince birer birer gelip de
birçok canlar alır olmuş seller.
Biraz düşünelim şimdi… Peki bu tablo kader mi?
Erozyonu ve selleri ormanlar engeller! Oysa ormanlar; diplerindeki
gölcüklerde topraktan çektikleri suları saklar, hem de mevsimleri
dengelerler.
Olmaz ise eğer ormanlar, ağaçlar, gider faydalı
üst topraklar ve sular. Toprak gücü yetmez ürün vermeye, tohumu bağrında
iyice beslemeye.
Toprak özünü mineralini yitirir, renk renk çıplak kayalar, çölleşmiş çıplak tepeler kaplar her yerleri
Tekrar soruyoruz! Bu tablolar kader mi? yoksa bir ihmalin bedeli mi?
Toprak erozyonu, bitki örtüsünün olmaması veya tahrip edilmesi nedeniyle
yağmur, su ve rüzgar etkisiyle toprağın aşınması, taşınması ve başka
bir yerde birikmesi olayıdır.
“Her yıl 1 milyar 400 milyon ton
civarında, başka bir deyişle 70 milyon adet 20 tonluk kamyonu dolduracak
veya Edirne - Kars karayolu boyunca 1656 km, 40 m genişlikte ve 10 m
yükseklikte bir duvar olabilecek miktardaki VERİMLİ TOPRAĞIN kaybına yol
açar.”denmekte.
Türkiye nin % 90 nının maruz kaldığı "Toprak Erozyonu“
sadece ekolojik bir olay değildir...
S o r u yo r u z! PEKİ, BU TABLO BİR KADER Mİ?..
YOKSA, BİR SORUMSUZLUĞUN BEDELİ Mİ?..
Ve günlerden bir günde, ülkenin bir köşesinde; duyarlılığı, duygusallığı, sevgileri dünyalar kadar;
TOPRAK VE YAPRAK DEDELER uyuyamaz olmuş geceleri! Kim sorsa hallerini,
diyemiyorlarmış iyi, çünkü söyledikleri dilediği gibi ulaşamıyormuş
göze, kulağa, dile her nedense…
Bir gün otururken bahçelerinde
dedeler, görür çocukları, gençleri onlara doğru gelirken, başlarında
taçları renkli çiçeklerden, yapraklardan ve yeşil giysileriyle
kucaklarında tohumlar ve ellerinde dikilecek fidanlar ile...
Dedelerin mutluluk gözyaşları bereketlendirir, ülkenin can topraklarını…
Dağıtırlar cennet bahçelerinde yüreklerinden çıkan sevgi demetlerini.
Çağıl çağıl akarlar her birinin kalbine, beynine ülke çocukları olur
gönül gönüle, yürek yüreğe. Sevgiyle bilgiyle birleşirler! umut
verirler toprak ve yaprak dedelere.
Pırıl pırıl gençler güzel şeyler üretirler; ilgi bilgi tepki ve eylem elbirliğiyle ve canavar boğulur gider sevgi selinde.
Ülke olur cennetten bir bahçe.
Doğaüstü olsa da bu canavar, kovalar onu bilinçli kafalar.
Akla sığmaz kutuya girmez, pes eder bu garip canavar...
Yürekleri vatan toprak sevgisiyle dop dolu genç ülke çocukları,
bir çakıl taşını dahi, azgın sele asla ve asla vermemeye kararlı.
Ve gökten düşer üç elma, 1.elma bu masalı dinleyene,
2.elma bu masaldan pay alana.3.elma ise TEMA gönüllülerine!
Bir çekirdek olmak ne güzel.. Bir fidan olmak, sonra ağaç!
Ne güzel meyveye durmak, bir iken bin olmak..
Kocaman yüreklerle doğayı sevmek, sahiplenmek!
Minicik ellerle dünyayı yeşile boyamak ne güzel!..
Gönüllü Çalışmak; Akıl, İlgi, Bilgi, Hoşgörü İle
Ekonomisi Güçlü, Toprağının Bereketiyle
İnsanları Mutlu Yarınlar, Amaç ve Hedefimizle
Suya, Toprağına Sahip Çık. Çöl Olmasın Türkiye
MELEK SEVİL İRENGÜ
1995 OCAK İSTANBUL
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder